
Selam, ben Erdem!
Sosyoloji mezunuyum. Ardından işletme alanında yüksek lisans yaptım.
Geriye dönüp baktığımda bu iki alanın bende bıraktığı izleri bugün çok daha net görebiliyorum. Bir tarafta insanı, toplumu ve davranışlarımızı anlamaya çalışma merakı; diğer tarafta iş dünyasının, organizasyonların ve sonuç üretmenin gerçekliği.
Profesyonel hayatımın büyük bölümünü satış dünyasında geçirdim.
Satış bana insanı dinlemeyi, doğru soruları sormayı, ihtiyaçları anlamayı ve bazen söylenmeyeni fark etmeyi öğretti.
Bir süredir ise eğitim alanında çalışıyorum.
Bugün işimin önemli bir kısmını insanların nasıl öğrendiğini, bir bilginin nasıl kalıcı hale geldiğini ve öğrenilen şeyin nasıl davranışa dönüşebileceğini düşünerek geçiriyorum.
Sanırım beni en çok heyecanlandıran yer de burası:
Bir şeyi bilmekle, onu gerçekten hayatımıza geçirmek arasındaki mesafe.
Koçluk da bu merakın doğal bir devamı olarak hayatıma girdi. Nörokoç olarak çalışıyor; insanın kendisini, düşünme biçimini ve gelişim alanlarını daha iyi anlamasına eşlik ediyorum.
Fakat insan sadece diplomasından, yaptığı işten veya kartvizitindeki unvandan ibaret değil.
Ben de değilim.
Karbonhidratlarla aram, makul kabul edilebilecek sınırların biraz üzerinde iyi.
Müzik benim için arka planda çalan bir şeyden daha fazlası.
MUBI’de filmi izlemekten önce yarım saat film seçtiğim olabilir.
Spor yaptığımda neden yaptığımı, yapmadığımda ise neden yapmam gerektiğini çok daha iyi anlıyorum.
Yeni şeyler öğrenmeyi seviyorum. Bir konuyu merak ettiğimde gereğinden fazla derine inme huyum var. Bazen bunun faydasını görüyorum, bazen de kendimi gece yarısı hiç planlamadığım bir konuda makale okurken buluyorum.
Ve şimdi bütün bu merakların, deneyimlerin ve öğrendiklerimin yanına hayatımın en büyük öğrenme alanlarından biri ekleniyor:
Baba olmak.
Henüz yolun başındayım.
Ne tür bir baba olacağımı bilmiyorum.
Muhtemelen hata yapacağım. Bazı şeyleri yanlış anlayacağım. Bazen çok okuyup yine de ne yapacağımı bilemeyeceğim.
Ama nasıl bir baba olmaya çalışmak istediğimi biliyorum:
Çocuğunun hayatına uzaktan bakan değil, içinde olan.
“Anne daha iyi bilir” diyerek kenara çekilmeyen.
Öğrenen.
Sorumluluk alan.
Eşinin yanında duran.
Çocuğunu gerçekten tanımaya çalışan.
Baba Erdem de benim bu yolculuktaki notlarım, öğrendiklerim, sorularım ve paylaşmaya değer bulduklarım.
Eğer sen de baba olmaya hazırlanıyorsan ya da babalığın henüz ilk dönemlerindeysen, hoş geldin.
Sanırım birlikte öğrenecek çok şeyimiz var.
